Ceren Hoca
Bir kez daha Eskişehir'e gidiyordum. Çocukluğumda bayramdan bayrama gittiğim, kuzenlerimi ve annanemi görmek için sabırsızlandığım, bitmek bilmeyen aynı tren yolculuğunu yapıyordum, ancak bu sefer amacı farklıydı. Yanımdaki kıyafet valizinin yanında, bir de küçük arpım vardı.
Bu arpa sahip olduğum için gurur duyuyordum. Ona bir şey olacak diye, tren sallandıkça benim de kalbim daha hızlı çarpıyor, maddi olarak pek de değeri olmayan, hatta piyasadaki en kalitesiz arplardan olan küçük kelt arpımı sürekli kontrol ediyordum. “Benim bir arpım var” demiştim Ceren Necipoğlu ile yaptığım ilk telefon konuşmasında. “Benim bir arpım var” bunu söylemek ne büyük bir keyifti!
Bu buluşmayı, annemin onunla röportaj yapmış olan bir televizyoncu arkadaşı ayarlamıştı. Bize misafirliğe geldiğinde kendi kendime arpım ile uğraştığımı, bir öğretmen bulamadığımı görünce Ceren Necipoğlu aklına gelmişti.
Küçüktüm, annanem yalnız gitmeme izin vermemiş, ortanca kuzenimi de benimle, Ceren hoca'nın evine göndermişti. Evindeki arpı görünce şaşırdım. Şimdi benim o kadar sevdiğim, gurur duyduğum arpımı görünce, neden (biraz da küçümseyerek) “Küçük arpım var demiştin ama bu kadar da küçük bir arp beklemiyordum” dediğini anlamıştım. Karşımdaki benim boyumdan, hatta onun boyundan büyük, olabildiğine gösterişli bir enstürmandı. İlk kez gerçek bir arp görüyordum, korkarak yaklaştım, dokunmadım.
Ceren hocadan çekiniyordum. Aslında olabilğine kibar ve yardımseverdi ama, o da arp da bana uzak, tanrısal varlıklar gibi geliyordu adeta. Ne diyeceğimi bilemiyordum, sırf bir soru sormuş olmak, benimle konuşmasını sağlamak için “Bağırsak telleri çalmak midenizi bulandırmıyor mu?” dedim. Sorum saçma ve çocuksuydu. Güldü, sonra yine kibarca, beni küçümsemeden cevap verdi “Bağırsak gibi değiller ki, dokun, bak” Ve gösterdiğim tele çekinerek dokundum, çalmadım.
Yanımda getirdiğim küçük arpımda ilk dersimizi yaptık. Birkaç aydır arp çalmaya çalışıyor olsam da telleri nasıl tutacağımı dahi bilmiyordum. Heyecanlıydım, ve ortanca kuzenimin yanımda olması beni rahatsız ediyordu. Ders bitince para lafı edecek oldum, “İlk dersten para alınmaz, bu arp ile tanışma dersin oldu” dedi. Belki onun için önemsiz olan bu ders, benim hayatımda bir dönüm noktasıydı, ve bana yaptığı yardım o kadar büyüktü ki, karşılığında bir şey istememesi beni çok etkilemişti. Utanıyordum ya, bir şey diyemedim. Teşekkür edemedim.
Yıllar geçti, büyüdüm, Eskişehir'e daha az uğrar oldum. Artık Şirin Pancaroğlu'ndan ders alıyordum, Ceren Hoca'yı da pek görmedim, umursamadım sanırım. Konserlerde karşılaşıyorduk, Arp Sanatı Derneği toplantılarında bazen. Rio'ya gitmeden önceki son gün, yine bir toplantıda birlikteydik. Ben masanın öbür ucunda oturuyordum. Onun Rio Arp Festivali'ndeki konseri için havaalanına gitmesi gerekiyordu, erken kalktı. Geçirmek istedik, "Kalkmayın ben giderim" dedi. Masanın öbür ucunda oturduğum için üşendim, ve onu kapıdan geçirmedim, uzaktan veda ettim.
Bu gerçek bir veda olacaktı. Ondan birkaç gün sonra ben de başka bir müzik festivali için Almanya'ya gittim, haberi orada aldım. Ceren hoca'yı eve geri getirecek olan uçak kaybolmuştu.Bir süre sonra umudu kestik, aylar geçti ve ondan hiç bir ize rastlanmadı. Eskişehir'deki öğrencileri perişandı, bense ne düşüneceğimi bilemiyordum.
O bana en büyük hayalimi gerçekteştirme şansını verdi. Yapmak zorunda değildi, ondan yardım isteyen onca insan vardı belki, belki de yorulmuştu başkaları için uğraşmaktan, ama her ne kadar “zor” bir insan olsam da, benimle uğraştı. Ben ona teşekkür etmedim, veda da etmedim. Tabiki ona minnettardım, ama kalbimin içinden gelen bir sevgiyle ona sarılmadım hiçbir zaman. Ve ben, bir çok fırsatta onu eleştirdim. Kendi deyimiyle; “memlekete arpist yetiştireceğim diye” kariyerini, doğup büyüdüğü şehri Istanbul'u bir kenara atan, hiç evlenmeyen, hiç kendi albümünü kaydetme fırsatı olmayan, bir anlamda kendini bizim için feda eden bu sanatçıya, öğretmene hiç teşekkür etmedim.
Şimdiyse bunu söylemek için çok geç, ama bu sefer çekingen bir sesle değil, haykırark söylüyorum. Ceren hocam, artık beni duymayacak olsanız da, size minnettarım; bana her şeyden çok sevdiğim bu sanatı gerçekleştirme şansını verdiğiniz için sizi de bir o kadar çok seviyorum, ve size derinden teşekkür ediyorum.
Artık bir anlamı var mı bunları söylemenin?









